Kuytu

Öykü

Hava aydınlanmadan uyanmak zorunda olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. Dokuz yaşımdan beri gece üçte uyanırdım. Yine hava henüz aydınlanmamıştı ve vücudum uyanmayı reddediyordu. Zaten odanın içi o kadar soğuktu ki yorganı üstümden atmaya cesaret edemiyordum. O an hayata bir kez daha sayıp sövdüm. Faturalarını rahatça ödeyen, kış günlerinde sıcacık evlerinde henüz aydınlanmamış bir güne uyanmak zorunda olmayan insanlara da lanet ediyordum. Sanki tanrıyla arası bozuk bir bendim. Ne yapsam peşimi bırakmayan yoksulluk ve yalnızlıkla sınanıyordum. Başucumdaki komodinin üzerinden “Maltepe” marka sigaramı alıp ucunu yaktım. Birden çekince midem ağzıma geldi ama içmeye devam ettim. Zemheri odamda titremekten yatağıma dökülüyordu küller. Bazıları yorganımı yakıyordu. Umurumda değildi yanıp kül olsam ne olacaktı ki? En fazla ısınırdım son bir kez. Sigaramı bitirdikten sonra bir cesaret çıktım yorganın içinden. Hızlıca üzerimi değiştirdim. Çok bir seçeneğim yoktu zaten dün giydiklerimi aynen geçirmiştim üzerime. Çıkarken salondan öksürük sesleri geliyordu. Sesin sahibi hayatını acı ve ıstırap dolu geçirmiş güldükleri de muhtemelen başına gelmiş olan zavallı babaannemdi. Kısık ve çatalı sesiyle bir şeyler söylüyordu ama duymamıştım...

Evden çıkmış, karşı kaldırımdan yavaş yavaş yürüyordum. Kalın ve hiddetli bir ses “Korkut” demişti. Fırının önünde bekliyordu. sinirden mi soğuktan mı anlayamamıştım ama kıpkırmızıydı. İçimden hiçbir şey söylemeden devam etmek gelmişti ama yapamadım. “Geldin mi baba?” demiştim isteksiz ve kısık bir sesle. “Geldim ulan, görmüyor musun? Saat kaç hala kapalı dükkan. Salim nerede boşuna mı para veriyoruz şerefsize?” Yüzüne boş boş bakıyordum. Ağzımdan kelimeler çıkmıyordu. Bir süre baktı. “Konuşsana lan!” Buz mavisi gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Onlardan nefret ediyordum. “Salim dün akşam Adem’i bıçaklamış kahvede. Polis almış götürmüş. Haberin yok mu neredeydin ki?” Yüzü bir anda bin parça olmuştu. Adem’i bu kadar sever miydi diye düşünmüştüm. “Sana ne lan neredeysem neredeydim. Sana mı soracağım. Hadi git fırını yak!” O an yine içimden sayıp sövmüştüm. Zavallı Salim gelmişti aklıma fırını yakarken. On beş yaşında esmer uzun ince bir çocuktu. Anasıyla bizim evin arka tarafında bir gecekonduda yaşıyordu. Babası yoktu Salim’in. Keşke benim de olmasaydı! Babam iki sene önce çırak diye almıştı fırına o da üç beş kuruş parayla anasına bakıyordu. Mahallede bir kaç kişi hariç kimse sevmezdi nedense Salim’i. Bir kere sormuştum babama “niye Salim’le anasını kimse sevmiyor?” diye. “Niye sevsinler çingene onlar .” demişti babam. Biraz duraksayıp “Ee sen niye işe aldın Salim’i?” Demiştim. Babam o an boş boş bakmıştı yüzüme. “Ben almasam açlıktan ölecekler. Zaten pezevenk yüzünden herkesle papaz oldum.” Babamın bir an iyi biri olduğunu düşünmüştüm. Ama çocuğa öyle kötü davranıyordu ki bu düşüncem hemen değişmişti. Belki de eziyet etmek aşağılamak için almıştı işe. Bir şeyler yavaş ilerliyordu sanki bu mahallede. Sene 1982'idi ve daha yarısında onlarca yıl geçmiş gibiydi. Zaman çok garipti ketum ve griydi. Anlamıyordum tek istediğim hemen bitmesiydi. Her şeyin... Çalışırken bedenim ve ruhumu o kadar iyi kontrol ediyordum ki. Kimse ne düşündüğümü anlamazdı. O zaman kopup giderdim kendi gerçeğimden. Bütün bu sanrılar beni ben yapıyordu.

Ayak seslerdi duymuştum o an, bana doğru hızlanarak geliyordu. Kafamı kaldırdığımda yine o buz mavisi gözleri üzerimde bulmuştum. Dikkatlice yüzüme baktı kısık bir sesle, “ Dün... Ne oldu?” İçinde kıvranan merak duygusuna son vermek istemiyordum ama hakaret ve dayak yememek için konuşmuştum. “ Dün akşam Salim yine kahveci Sadullah'a yardıma gitmiş. Anası hastamıymış neymiş o da ilaç parasını denkleştirmeye çalışıyormuş. Üç beş kuruş veriyormuş da Sadullah yetmemiş olacak ki garibana, şeytana uymuş. Masanın birinde biri onluk unutmuş bizim Salim de atmış cebine. Sadullah abi görmemiş ama Adem görmüş. Kahvedekilerin anlatmasına göre Adem bayağı sıkıştırmış çocuğu, küfürler ediyormuş bağıra bağıra, kulağına da bir şeyler fısıldıyormuş. Salim de dayanamamış cebinden bıçağı çıkardığı gibi saplamış Adem’e tam 4 yerinden. Kahvedekiler donup kalmış kimse alamamış üstünden. Sonra polis almış götürmüş Salim’i. Adem’i de yoğun bakıma almışlar ama durumu kötüymüş bayağı.” Babam korkulu gözlerle beni dinliyordu. Tüm dikkati bendeydi. Herhalde ilk kez ciddiyetle dinliyordu beni. Kendimi o anlık önemli biri gibi hissetmiştim. Ağzından sadece “Vay anasını avradını, Bu şerefsiz iyi bizi soymadı.” çıkmıştı. O an iğrenmiştim ondan. Dini imanı paraydı. “Neyse sen işine bak.” deyip, fırından çıkıp gitmişti.

Babam giderken havanın aydınlandığını fark etmiştim. Dükkanlar da yavaş yavaş açılmaya başlamıştı. Herkes işine gücüne bakıyordu. Sanki dün gece hiçbir şey yaşanmamış, Salim Adem’i bıçaklamamış gibiydi. Herkes olduğu yerden devam ediyordu, ben hariç. Salim aklımdan gitmiyordu iki senedir her gün beraberdik. Severdim Salim’i. Çok konuşmazdı içine kapanık biriydi tıpkı benim gibi. İki senede çok az şey paylaşmıştık belki ama yine de severdim Salim’i. Belki benden daha zavallıydı diye belki de benden daha çaresizdi diye bilemiyordum sadece severdim Salim’i...

105 görüntüleme